SENDROMSUZ STOCKHOLM

Keşfe Başlarken...

Çocukken Dünya'da bir yerlerde çok uzun gece ve gündüzlerin yaşandığını duyduğumda ne kadar şaşırdığımı hala hatırlıyorum. Kuzey Avrupa ülkeleri aslında her zaman ilgi çekici ve farklı. Müziğin, sanatın ayrı bir havası var.  İskandinav tasarım akımı zamansızlığıyla neredeyse Dünya'ya bu konuda yön veriyor. Uzun süredir bu acayipliklerin doğduğu yerleri görmek için bir fırsat olsa diye düşünüyordum ve sonunda geçtiğimiz haftalarda kendimi bir Stockholm seyahatinde buldum.

İsveç'in başkenti, aylarca gece dönemi yaşatmasa da ve (peki, tamam) kuzey ışıklarının tam adresi olmasa da, Ağustos ayında kazakla dolaştırarak bile başka bir yere geldiğinizi açıkça hissettiriyor. Güneş'in ışığı, denizin rengi bir başka görünüyor. İstanbul'da başlayan 3,5 saatlik bir yolculuğun ardından Arlanda Havalimanı'na doğru alçalırken şehrin yemyeşil örtülerle kaplı adalardan oluştuğunu görüyorsunuz. Devasa yeşil alanlardan etkilenmemek mümkün değil, zira İsveç topraklarının %53'ünü ormanlar ve doğal yeşil alanlar kaplıyormuş.


Merhaba Stockholm!

Stockholm'e benim gibi uçakla geliyorsanız, havalimanından şehre ulaşım için farklı seçenekleriniz oluyor. Arlanda Express trenlerini ya da daha ucuz seçenek olan otobüsleri tercih edebilirsiniz. Trenler yirmi dakikada bir, otobüsler on dakikada bir kalkıyor ve sizi ana tren ve otobüs garlarının bulunduğu merkezi bir noktaya ulaştırıyorlar. İki seçenek de pratik ama dönüşte kullandığım tren biraz daha konforluydu diyebilirim.

Tren garı ve şehir terminali neredeyse karşı karşıya. Burada tüm metro hatlarının da birleştiği  merkezi T-Centralen noktasına ulaştıktan sonra istediğiniz yere metroyla kolaylıkla gidebiliyorsunuz. Bazı istasyonlarda sanat eseri gibi iç mekanlarla karşılaştığınızda şaşırmayın. Pek çok kaynakta şehir içi ulaşımın oldukça pahalı olduğu yazıyor ve maalesef bu uyarının doğruluk payı var. Birkaç gün boyunca kullanım için geçerli olan metroda, otobüste ve vapurlarda geçerli toplu ulaşım kartlarından alırsanız sorunu daha ekonomik bir yolla çözüyorsunuz. Bir de Stockholm Card var (1). Bu kartı satın aldıktan sonra toplu taşımadan ücretsiz yararlanabilmenizin yanı sıra, pek çok müzeye de girebiliyorsunuz. 



Konaklamak için en popüler noktalardan biri eski şehir, Gamla Stan bölgesi. Bu bölgede daha geleneksel havada, küçük oteller var ve avantajlı yanı müzelerin büyük oranda bu bölgede toplanması diyebiliriz. Ama şehirle daha iç içe olan, Östermalm Bölgesi ya da daha "indie" ve "hip" cafelerin, galerilerin bulunduğu Södermalm da otel seçimi için iyi noktalar olabilir.

Müzeler ve Müzeler...


Stockholm tam bir müzeler şehri diyebiliriz. Dans müzesi, müzik aletleri müzesi, ABBA Grubu’nun müzesi, etnografya diye liste uzuyor da uzuyor ve sonu yok. Popüler Avrupa şehirlerinden turist tuzağı örneklere de aşina olunca, buradakilerle ilgili programı oluştururken bir ön araştırma ile sınırlı zamanımda en çok ilgimi çekenleri görmek benim için daha verimli oldu.

İlk durağım Gamla Stan'da bulunan Stockholm Kraliyet Sarayı oldu. Saray şu anda Kral 16. Gustaf'ın ve diğer hanedan üyelerinin resmi makamlarına ev sahipliği yapıyor ve temsili olarak kullanılıyor (Kraliyet ailesi Drottningholm Sarayı'nda ikamet ediyor ve bu sarayın da bazı bölümleri ziyarete açık.) Gezilebilen alanlar dört kısma ayrılmış durumda: Salonlar ve yatak odalarının bulunduğu kraliyet daireleri bölümü, 3. Gustaf'ın heykel koleksiyonunun bulunduğu galeriler, geçmişten günümüze taçların ve asaların sergilendiği hazine bölümü ve son olarak sarayın 1697'de büyük bir yangın geçirmeden önceki halini görebildiğiniz bölüm. Benim en ilginç bulduğum kısım 1780'lerde İtalya'dan getirilen eserlerden oluşan heykel koleksiyonu ve sergilendiği muhteşem galeriler oldu.






Gamla Stan'dan kalkan feribotla Djurgarden'a muhteşem manzaraların eşlik ettiği kısa ama keyifli yolculuktan sonra burada bulunan Vasa Müzesi'ni görebiliyorsunuz. Müze, özellikle denizcilikle biraz ilgili biriyseniz ya da batıklar sizi heyecanlandırıyorsa mutlaka görmeniz gereken bir yer. Adını içinde barındırdığı 1628 yılında ilk yolculuğunda sulara gömülen İsveç İmparatorluğu Kalyonu Vasa'dan alıyor. Gemi 1961 yılında neredeyse hiç yıpranmadan su yüzüne çıkarılmış, parça parça taşınmış ve tüm görkemiyle müzede ziyaretçilerini bekliyor (2).














Aynı bölgede bulunan Skansen Açıkhava Müzesi için adına aldanılmamalı, aslında büyük güzel bir park diyebiliriz. İçinde geleneksel İsveç köyü ya da kasaba hayatını anlatan pek çok küçük yapı ve bir hayvanat bahçesi barındırıyor. Çocuklarınız varsa ya da benim gibi çocuk bir yanınız varsa (!) güneşli bir günü keyifle geçirmek için harika bir alternatif olabilir. En eğlenceli kısmı ,keçi yavrusu sevmeyi saymazsak, cam atölyesini gezmek ve cam bir vazonun yapılışını izlemekti.




Djurgarden için kullandığınız feribotla da ulaşılabilen Skeppsholmen’de bulunan Moderna Museet (3) ile Mimarlık ve Tasarım Merkezi de aynı çatı altında buluşuyor. Modern Sanat Müzesi'nin oldukça zengin bir kalıcı koleksiyonu var. Bu kısım (tasarım bölümü öğrencisi olup da sanat tarihi dersiyle biraz haşır neşir olanlar bu hissi iyi anlayacaktır) bir resmi geçit gibi diyebiliriz. Picasso, Miro, Dali, Magritte, Méret Oppenheim'a  ve daha nice sanatçıya selam ediyor, Duchamp'ın Fountain'ını görüp gülümsüyor, bir başka salonda Bunuel'in Un Chien Andalou'su dönüp dururken "Böyle de bir şey vardı evet!" diyorsunuz.








Öğle yemeğinde Moderna Museet'in güzel manzaralı kafesinde biraz soluklandıktan sonra Mimarlık ve Tasarım Merkezi kısmını gezme şansım oldu. Burası konuyla özellikle ilgilenenleri heyecanlandırabilir. Stockholm'de gezerken gördüğünüz pek çok ilginç yapı hakkında bilgiler ve maketleri sergileniyor. Bunun yanı sıra merkez geçici sergilere de ev sahipliği yapıyor. Bir süredir merkezde ziyarete açık olan "Reprogramming the City" sergisi de çok keyifliydi(4). Geçici sergide bir proje kapsamında bir araya getirilen, barınma, beslenme, türlerin korunması, etkin enerji kullanımı gibi pek çok konuda şehir hayatına entegre edilebilecek basit ama etkili, sürdürülebilir tasarım çözümleri sunuluyordu.



Sanat meraklılarının kaçırmaması gereken bir başka müze de Fotografiska, fotoğraf müzesi. Buraya gitmeden internet sitesinden kimin sergisi var, kalıcı koleksiyon yerinde mi diye kontrol etmek gerekiyor.

Şehir, Alışveriş ve Farklı Lezzetler

Stockholm büyük bir şehir ve tabi ki birkaç gün içinde adım adım dolaşmak mümkün değil. Bir de şehirle ile ilgili aslında tuhaf, komik bir durum var. Genelde kentleri bir yerlere benzetirken çekinirim ama burada bölge bölge İstanbul'la eşleştirme yapabiliyorum. Bunu daha önce ziyaret eden tanıdıklarımla da konuştuğumda onayladılar. Bu garip benzetme durumunu özetlersek, Gamla Stan (Eski Şehir) Sultanahmet gibi, Södermalm bir parça Cihangir- Karaköy havasında, Östermalm Bölgesi caddelerinde pahalı butik ve kafelerle daha çıtı pıtı ve Teşvikiye-Nişantaşı gibi benziyor ve Djurgarden boğazda daha sakin yerler gibi görünüyor.

Bu sıraladıklarım aslında gezi ve alışveriş için de en keyifli noktalar diyebilirim. Şehirde sözünü ettiğim pek çok yer arası uzun yürüyüş mesafeleri gibi ama bir noktada metro ya da otobüsü kullanmak gerekebiliyor.

Gamla Stan, şehrin merkezinde bulunan tarihi ada ve bahsettiğim gibi içinde Kraliyet Sarayı'nı, belli başlı birkaç müzeyi ve eski İsveç evlerini, yapılarını barındırıyor. Eski şehrin sokaklarında yürürken İskandinav kültürüyle özdeşleşen örgü kazakları, Viking temalı deri ürünleri, İsveçlilerin övündükleri cam işlerini, otantik hatıra objeleri satan dükkanları sıklıkla görebilirsiniz. Nobel Müzesi de bu semtte yer alıyor.

















Gamla Stan'dan Södermalm'a doğru gidince kendinizi daha "indie" bir bölgede buluyorsunuz. Gotgatan Caddesi boyunca yürüyüp küçük butikleri gezmek çok keyifli. Bölgenin en keyifli durağı Sofo sevimli bistrolarında kahvenizi yudumlamak için harika bir durak. Müzikle ilgileniyorsanız onlarca zengin plak dükkanının tadını çıkarabilir, zar zor bulunan pek çok albümü raflarda görebilirsiniz. Bu anlamda Stockholm için müzik mağazaları cenneti diyebiliriz. Sahaflar ve vintage giyim mağazaları da ilgilenenleri zıvanadan çıkaracak cinsten. Bölgede ayrıca irili ufaklı pek çok sanat galerisi ve atölye var. 







Östermalm şehrin en çıtı pıtı bölgesi. Global lüks giyim mağazaların tümünü burada sıralanmış halde bulabilirsiniz. Günümüzde iyice popüler olan Acne Studio, Urban Outfitters ve Other Stories de bu bölgede mevcut. Çok hoş lokantalar ve pastaneler var. Yerel yiyecek ve içecekleri merak ediyorsanız Saluhall da görebilir, hem şarküteri alışverişi yapabilir hem de tadabilirsiniz. Ünlü yönetmen Ingmar Bergman’ın da bu bölgede uzun süre yaşadığını da belirtmeden geçemiyorum.





Şehirde görmeye değer yerlerden biri de, yanlış okumuyorsunuz, Halk Kütüphanesi. Gerçekten filmlerden fırlamış gibi bir ortam var ve “Bizim oralarda böyle olsa kütüphaneden çıkmam” dedirtiyor. Zengin bir İngilizce kitap arşivi de var, yolunuz düşerse Odengatan’da yer alıyor.



Stockholm'de özenle tasarlanmış ev ve mutfak eşyaları çılgınlığı yaşanıyor. Sanki her adımda küçük IKEA mağazalarıyla karşılaşıyorsunuz! Bol bol seçenek var ve alışveriş gerçekten çok keyifli. Ev eşyalarının yanı sıra kırtasiyeden, jelibona (İsveçliler çocuk gibi tüm gün jelibon yiyorlar!), hobi malzemelerine kadar aklınıza gelebilecek türlü  stilize ıvır zıvırı buralarda bulabiliyorsunuz. Bunun yanı sıra evcil hayvan eşyaları, kırtasiye, maket malzemeleri ve en detaylı kamp malzemelerini satan mağazalar da çok zengin. Şehirdeki en önemli alışveriş merkezlerini Alhens (burası yön bulmak için iyi bir işarete dönüşüyor, MOOD ve Gallerian diye sıralayabiliriz. Pek çok lüks giyim markasını, İsveç markalarını buralarda bulabiliyorsunuz.






Djurgarden’da bahsettiğim müzelere ek olarak pek çok irili ufaklı park ve bir de şehrin en önemli turistik eğlencelerinden biri olan büyük lunapark, Gröna Lund var. Zaman zaman konserlerin etkinliklerin de düzenlendiği bu alan her yaştan ziyaretçiyi çekiyor.

Bahsettiğim belli başlı yerler dışında civarda günlük gezilerle ulaşabileceğiniz önemli bölgeler de var; örneğin arkeolojik alan ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Skogskyrkogården (okuması çok kolay!) Mezarlığı gibi, zamanınız varsa buraları görmek de çok keyifli olabilir.

Yeme içme konusuna gelince, ormanlar ülkesi İsveç'de orman meyveli çöreklerin, marmelatların hepsi nefis diyebiliriz. Aslında pastane ürünlerinin tümü çok başarılı ve benim favorim, sonrasında Kral'ın da favorisi olduğunu öğrendiğim (!) vanilyalı, krema dolgulu kalp şeklinde kurabiyeler oldu(5). Kanelbullar denilen tarçınlı tereyağlı çörekler de çok ünlü ve hatta bunun için özel bir günleri bile var ve Fabrique'ninkiler çok lezzetliydi. İsveç’de kurabiye, bisküvi ya da çöreğin eşlik ettiği kahve keyfine Fika deniyor. Nefis kahveleri bu şekilde denemelisiniz. IKEA’da tanıdığımız İsveç köfteyi de denemeden olmaz. Ben başka bir yerde denedim, güzeldi ama en iyi köftenin Södermalm Bölgesi’nde Pelikan’da olduğundan sıklıkla bahsediliyor. Gitmişken, fırsat bulursanız deniz ürünlerinin, özellikle somon ve karides ve ıstakozun da tadını çıkarmak mümkün. İsveç’de alkol satışıyla ilgili farklı yönetmelikler var, örneğin süpermarketlerde belli miktardan fazla alkol içeren içecekler satılmıyor. Akılda bulunması yararlı olabilir.




Son Notlar...

Fiyatların oldukça yüksek olmasına hazırlıklı olunmasının sendromsuz bir Stockholm ziyareti için şart olduğunu hatırlatmalıyım.  Son olarak, Vikinglerin ülkesinin başkentini genel olarak gezmek için 3-4 günlük bir süre yeterli olabilir. Yazın ortasında üzerimden çıkaramadığım ceketimden anladığım kadarıyla kışın gitmemek gerekiyor. Özetle Stockholm favori tatil rotalarından biri değil elbette ama kesinlikle farklı, keyifli bir deneyim sunuyor. 

İyi Yolculuklar!


(1) Stockholm Card fiyatlarını ve yararlanabildiğiniz yerleri gösteren web sitesi. Şehirle ilgili çok yararlı bilgiler de var. http://www.visitstockholm.com/en/Stockholmcard/
(2) Vasa Museum web sitesi. http://www.vasamuseet.se/en/
(3) Modern Sanatlar Müzesi Sayfası. http://www.modernamuseet.se/en/Stockholm/
(4) Projeyle ilgili detaylı bilgileri içeren web sayfası. http://reprogrammingthecity.com

Burcu

Burcu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder